Datça'nın Neyi Meşhur, Ne Yenir, Gezilecek Yerleri | Türk Bilgin

Datça’nın Neyi Meşhur, Ne Yenir, Gezilecek Yerleri

Muğla’nın turizm cenneti ilçelerinden biri olan Datça’nın gezilecek yerlerini ve mutlaka görülmesi gereken yerlerini Türk Bilgin okurlarımız için araştırıp yazdık. İyi gezmeler…

Datça’da Gezilecek Yerler


♦ Knidos

♦ Eski Datça

♦ Datça

♦ Palamut bükü

Knidos Antik Kenti


Datça Yarımadası’nın bur­nundaki Knidos Antik Kenti, yüzyıllardır Ege Denizi’nin Akdeniz’le karışmasına tanıklık ediyor. Knidos kenti ilk olarak, MO 12. yy.da Dorlar tarafından kurulmuş. Bu dönemde Rodos,  Halikarnassos, Kos, Lindos gibi şehirlerde yaşayan Dorlar, Knidos’ta toplanarak şenlikler düzenlermiş. Bugünlerde de, bu şenliklerin yapıldığı Balıkaşıran ve Kayıkaşıran koylarının ara­sından geçenlerin uzun ömürlü ve sağlıklı olacaklarına inanıl­maya devam ediliyor.

Knidoslular, Tanrı Apollon’a değil, İyi Seyirler Tanrıçası adı­nı verdikleri Afrodit’e tapardı. MÖ 4. yy.da, ünlü heykeltıraş Atinalı Praksiteles’in yaptığı Afrodit heykelinin ünü dünya­yı sarmıştı. Dünyanın hemen her köşesinden insanlar bu hey­keli görebilmek için Knidos’a geliyordu.

Çıplak olan heykelde tanrı­ça, aşağıya doğru uzanan elle­rinden biriyle mahrem yerini kapatırken, diğer eliyle havlu tutmaktadır. Tanrıçanın, bu duruşuyla denizden veya banyodan çıkan bir kadını canlandırdığı düşünülür. MÖ 4. yy.da heykel sanatının doruğunu zor­layan Knidos Afroditi, aynı zamanda Antik Çağ’ın ilk çıplak kadın yontusudur. Halikarnas Balıkçısı na göre, gövde estetiği açısından Knidos Afrodit i Milo Venüsü’ne de, diğer Afrodit heykellerine göre de daha üs­tündür. Ancak, Atina geleneklerinden kurtulamayan tanrıça­nın başı, diğer tanrıça başlarından daha farklı değil­dir.

Praksiteles’in Afrodit hey­kelini şehrin yüksek tepelerin­den birine diktiği kesindir. Heykel, şehre öylesine yakışmış ki, sonunda Knidoslular evlene­cek çiftleri Tanrıça’ya getirmeye başlamış. Afrodit heykelinin, tepedeki podyumdan Askeri Limana ve Ege Denizi’ne baktığı kabul edilir.

Çıplak olan heykelde tanrı­ça, aşağıya doğru uzanan elle­rinden biriyle mahrem yerini kapatırken, diğer eliyle havlu tutmaktadır. Tanrıçanın, bu duruşuyla denizden veya banyodan çıkan bir kadını canlandırdığı düşünülür. MÖ 4. yy.da heykel sanatının doruğunu zor­layan Knidos Afroditi, aynı zamanda Antik Çağ’ın ilk çıplak kadın yontusudur. Halikarnas Balıkçısı na göre, gövde estetiği açısından Knidos Afroditi Milo Venüsü’ne de, diğer Afrodit heykellerine göre de daha üs­tündür. Ancak, Atina geleneklerinden kurtulamayan tanrıça­nın başı, diğer tanrıça başlarından daha farklı değil­dir.

Praksiteles’in Afrodit hey­kelini şehrin yüksek tepelerin­den birine diktiği kesindir. Heykel, şehre öylesine yakışmış ki, sonunda Knidoslular evlene­cek çiftleri Tanrıça’ya getirmeye başlamış. Afrodit heykelinin, tepedeki podyumdan Askeri Limana ve Ege Denizi’ne baktığı kabul edilir.

Knidos Ören Yeri’nde, 5000 kişilik bir Hellenistik dönem tiyatrosu, kazıların sürdürüldü­ğü bir başka tiyatro, Kutsal Stoa, Dionysos ve Apollon tapınakları, yuvarlak bir tapmak terası, MÖ 4. yy.da Karya Satrapı Mausolos dönemine tarihlenen Güneş Saati görülebilir. Strabon, şehri önündeki küçük adaya mendirekle bağlanan çif­te şehir olarak tanımlar. Şehrin bir bölümü ızgara planlıdır. MÖ 6. yy.dan itibaren çok zenginle­şen Knidos, MÖ 4. yy.da dün­yanın en önemli sanat ve tıp merkezlerinden birine dönüş­müş. MÖ 330-30 arasındaki Roma döneminde şehir vergi­den muaf tutulmuş.

Eski Datça


Eski Datça, Datça merke­zine 3 km. uzaklıktadır.

Datça’nın sembolü olan büyük şairimiz rahmetli Can Yücel’in evi de Eski Datça, me­zarı da Eski Datça mezarlığındadır.

Bu küçük köydeki evlerin hepsi birbirinden güzeldir. Datça’nın ilk yerleşim yerlerinden olan Reşadiye Mahallesi’ndeki, otele dönüştü­rülmüş Mehmet Ali Ağa Kona­ğı da 200 yıllık tarihi yaşatmaya devam etmektedir.

Datça İsmi Nereden Gelir?


Eski Datçalıların aralarında Dat Dili konuştukları söylenir. Bölgedeki köylerde insanlar ara­larında, Rumca’dan kalan çok sayıdaki sözcük ve farklı şiveler­le anlaşır. Yaşlı iki Datçalının aralarında konuşurken söyledik­lerinden pek bir şey anlamazsı­nız. Şehrin adı da, durağan anlamına gelen Stadia kelime­sinden türetilmiştir. Stadia, za­manın içinde önce Dadya, son­ra Datça olmuş.

Datça’nın Neyi Meşhur?


Datça bademi, dünyanın en iyi bademi olarak sayılıyor. Akbadem ve Nurlubadem olarak yetişen bu bademin ince kabuk­lu olanları tercih ediliyor. Eylül ayında badem satıcıları yollara dökülür. Bölgede yaz kış mev­simleri arasında ısı farkı az ol­duğundan ve yaz aylarında  kuzeyden esen meltemin de sı­cağı ve nemi yok etmesiyle ba­demin lezzeti artıyormuş. Datça’nın üzümü ve özellikle pembe üzümü enfestir. Harnup olarak bilinen keçiboynuzu, çay gibi içilen narpız ve hurma da nefistir. Keçiboynuzu pekmezi birçok derde devadır. Datça balının kalitesi de, rahatlıkla Doğu Anadolu ballarıyla rekabet edecek düzeydedir. Bölgede sü­lük dikeni olarak bilinen kapa­ri de çok boldur.

Datça’da Ne Yenir?


Datça’nın merkezinde yan yana sıralanan restoranlar, masalarını güneş batışından sonra sahildeki kumların üzerine ve hatta neredeyse denizin içine kurar. Balık çorbası, kalamar tava, midye güveç, deniz ürünlü pilav, midye köftesi, ahtapot ızgara gibi özgün yemeklerin yanı sıra bir tür iri papatyanın saplarından yapılan dallampa salatası ve bölgede tilkişen otu olarak bilinen kuşkonmaz başta olmak üzere değişik tatları da deneyebilirsiniz.

Datça’nın en özel yemeği ise, ilk yağmurdan sonra toplanıp kaynatılarak kabuklarından çıkarılan ve zeytinyağı, limonlayenilen eskargo veya yöresel ismiyle karavilladır. Ege Denizi’nin Peygamber balığı, sırtındaki dikenlere dikkat etmek şartıyla sokan balığı veya iskorpit de ucuz ve çok lezzetli balıklardır.

Önemli Not: Egeli balıkçılar, genç orfozları tutanları pek sevmez. Çünkü orjoz balığı, hayatının ilk 8 yılını cinsiyeti belirsiz olarak geçirdikten sonra dişiye dönüşür. 10 yıl dişi olarak yaşayan orfoz, sonra erkeğe dönüşür. Kısacası balığın verimli dönemi, 8-18yaş arasındadır. Bu yaştan genç avlanan orfozlar, balıkçılık için telafisi mümkün olmayan bir servet kaybıdır.

Palamutbükünü Görmeden Gelme


Datça Yarımadası’nın en muhteşem köşelerinden biri de Palamutbükü’düt. Buradaki havada sanki yalnızca oksijen vardır. Palamutbükü’nün sahili geniş ve iri taşlı, denizi ılık ve pırıl pırıldır. Üstelik yılda birkaç gün hariç burada fırtına filan olmaz. Palamutbükü’nün doğasever insanları sahildeki endemik kum zambaklarını korumaya özen gösterir. Pansiyonlar, basit, sade ve ucuzdur.

Datça’ya Nasıl Gidilir?


Datça’ya Marmaris’ten sonra dönemeçli ama keyijli biryoldan geçilerek gidilir.

Datça Yarımadası, başta Ovabükü, Kızılbük, Hayıtbükü, Palamutbükü olmak üzere seksene yakın koyun, Kumluk, Taş­lık, Azmakbaşı, Şifalı Göl, Azganlı Koyu, Saklıköy, Gebeköy gibi çok sayıda plajın, Gebekum fosil kumulu gibi 6.000.000 yıl­lık bir doğa mucizesinin, Emecik,Yazıköy, Yakaköy, Eski Datça gibi çok sayıda köyün, Domuz çukuru gibi bir doğa harikasının da ev sahibidir.

Strabon, “Tanrı, yarattığı kulun uzun ömürlü olmasını isterse Datça Yarımadası’na bırakır” demiş. Ama insan Datça’da uzun ömürlü olmayı değil, ölümsüzlüğü diler.

Datça Tanıtım Videosu


Yorum

Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel DMCA.com Protection Status