İstanbulda Gezilecek En Güzel Yerler | Türk Bilgin

İstanbulda Gezilecek En Güzel Yerler

Türkiye’de gezilecek yerler üzerine titizlik ile hazırladığımız yazılarımızda bugün sıra İstanbul’da. İstanbul’da gezilecek yerler, İstanbul’da görülmesi gereken yerler ve İstanbul’un tarihi yerleri hakkında bilgiler bulunduran bu güzel makalemizi okumayı unutmayın. Hemen belirtmekte fayda var.  Bizans ve Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapmış İstanbul’da gerçekten bir çok tarihi yer mevcut bu yerlerin hepsini bir gün gezmek imkansız o yüzden yazımızı İstanbul’un gezilecek yerlerini gezdikçe güncelleyeceğiz.

İstanbul’da Gezilecek Yerler


Galata Köprüsü

MS 6. yüzyıldan itibaren Haliç üzerine köprü inşa etme düşüncesi hep olmuştur. Hatta bu konuda Leonardo da Vinci’nin bile bir projesi olduğu bilinmektedir. 19. yüzyılın or­talarına kadar iki yaka arasında­ki ulaşım kayıklarla sağlanmıştı. 1845 yılında yapılmış olan ilk köprüyü, 1863, 1875 ve 1912 yıllarında inşa edilen köprüler izlemiş. Gönüllerde yer etmiş olan Galata Köprüsü ise 1912-1992 yılları arası Haliç’in iki yakasını birleştirmiştir. 1992 yılında yanmış yerine 1994 yı­lında bu günkü köprü yapılmıştır. 1024 yılındaki Latin istila­sında tahrip olan Galata Kulesi, sonrasında Cenevizliler tarafın­dan yeniden inşa edilmiştir.

Pierre Loti

14 Ocak 1850 yılında Fransa’nın Rochefort kentinde doğan Pierre Loti, 1876 yılında İstanbul’a deniz subayı olarak gelir, Eyüp’te yaşar ve 10 Hazi­ran 1923 günü ölür. İstanbul’da âşık olduğu bir kadını anlattığı Aziyade ve İzlanda Balıkçısı en önemli eserleridir. Derin umut­suzlukları öne çıkardığı eserle­rinde ana temalar aşk ve ölüm duygularıdır. Büyük bir Türk dostu olan yazarın ismi Divanyolu’nda bir caddeye, Eyüp’te bir tepeye ve bir kahveye veril­miştir.

Kapalıçarşı

İstanbul’un simgelerinden biri olan Kapalıçarşı’da 64 cad­de ve sokak, 2 bedesten, 16 han, 22 kapı ve yaklaşık 3.500 dükkân vardır. Çarşının kapalı alanı yaklaşık 45.000 metreka­redir. Kapalıçarşı’nın ilk inşaatı 1461 yılında Fatih Sultan Meh­met devrinde yapılmış ve asıl çarşı ahşap olarak Kanuni Sultan Süleyman zamanında inşa edil­miştir. Yirmiden fazla deprem ve yangında zarar görmüş olan Kapalıçarşı yapılan tadilatlarla bugüne kadar gelmiştir.

Kapalıçarşı, kültürel bir sentez ve dünyadaki benzer çar­şıların tersine bir üretim yeridir. Çarşıda Müslüman esnafın yanı sıra Süryaniler, Ermeniler ve Yahudiler de vardır.

Yeni Cami
Yeni Cami nin inşaatı olduk­ça uzun sürmüştür. İnşaatı, Sul­tan 3. Murat’ın eşi, 3. Mehmet’in annesi ve tarihte Venedikli Baf olarak anılan Safiye Sultan tara­fından başlatılmıştır. Önce ca­minin inşaatının öngörüldüğü yerde yaşayan Musevilerden arazinin satın alınması, düşünülen­den uzun sürer. 1597 yılında Davut Ağa tarafından başlatılan inşaatın temellerindeki suların çekilmesi bir yıldan fazla sürer. Sonrasında, önce Davut Ağa, 1603 yılında da Sultan 3. Meh­met ölür ve Safiye Sultan gücünü kaybettiği için caminin yapımı yarım kalır. 1660 yılında Sultan 4. Mehmet’in annesi Valide Tur­han Sultan tarafından yeniden başlatılan inşaat 1663 yılında tamamlanır. Önce Valide Sultan Camii olarak adlandırılan cami sonra Yeni Camii olarak anılmaya başlanır. Caminin iki minaresinde üçer şerefe vardır. İznik çinileriyle süslü caminin mihrabı mermerden yapılmıştır. Caminin batı tarafında 24 sütunlu, 24 kubbe ile çevrili, ortası şadırvanlı geniş bir avlu vardır.

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi

Kilise, Balat ile Fener ara­sında Haliç kıyısındadır. Neo-Gotik tarzda, dökme demirden yapılmıştır. Kilisenin demir par­çaları, 1893-96 yılları arasında Viyana’da dökülüp, Tuna Neh­ri üzerinden Karadeniz kıyısına getirilmiş ve oradan da taşınarak bu günkü yerine monte edilmiş­tir. Kilise, 1898 yılında ibadete açılmıştır.

Mısır Çarşısı

Mısır Çarşısı, Yeni Cami’nin vakıf yapısı olarak Sultan 4. Mehmet’in annesi Turhan Sul­tan tarafından yaptırılmıştır. Mısır’dan ve Mısır üzerinden Hindistan, Yemen gibi ülkeler­den getirilen şeker, pamuk, baharat gibi malların burada pazarlanarak Yeni Camii vakfı­na gelir sağlanması düşünül­müştü. Deniz yoluyla getirilen mallar burada indirildiği için çarşıya Mısır Çarşısı denmiştir. Mısır Çarşısı’nın yapımı 1663 yılında tamamlanmıştır. Çarşı 1691 yangınında büyük zarar görmüş ve neredeyse yeniden yapılmıştır. 1940 yangınından sonra bir kere daha inşa edilmiş olan çarşının altı kapısı vardır.

Rüstem Paşa Camii

Sadrazam Rüstem Paşa, Ka­nuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan ile evliydi. Mihrimah Sultan, eşinin ölü­münden sonra 1561 yılında bu camiyi inşa ettirir. Küçük ama çok güzel bir camidir. İznik çinilerinin en güzel örneklerinin bu camide olduğu söylenebilir. Çinilerden başka değişik renkli mermerler de caminin güzelli­ğine güzellik katar. Yer yer sedef kaplı caminin ana giriş kapısı, oymacılık şaheseridir. Abtes al­mak için giriş bölümündeki çeşmeler kullanılır.

Adaların Prensi Büyükada

Büyükada, Prens Adaları’nın en büyüğüdür. Eski adıyla Prinkipos, 5,4 kilomet­rekarelik bir alana yayılır. Büyükada’ya Kabataş, Eminönü ve Bostancı’dan vapur, deniz otobüsü, motor ve deniz taksi­leriyle gitmek mümkündür. Adaya geldikten sonra da fay­tonla büyük (12 km) veya küçük tur (4 km) yapabilirsiniz.

Bizans döneminde hapisha­ne ve manastırlarıyla öne çıkan Büyükada, yüzyıllar boyunca sürgüne gönderilen din adam­larına, prenslere ve prenseslere ev sahipliği yapmıştır. 19. yüz­yılın sonlarından itibaren zengin Türklerin ve yabancıların Büyü­kada’ya olan ilgileri artmış ve konakların, kiliselerin, camilerin inşa edildiği dönem başlamıştır. 20. yüzyılın başına tarihlenen köşkler farklı bir mimari tarzını Türk üslubuyla kaynaştırmış yapılardır.

Büyükada’nın en önemli özelliği motorlu taşıt trafiğinin olmamasıdır. Büyükada trafi­ğinde 200 kadar fayton ve sayı­sız bisiklet vardır.

Dolmabahçe Camii

Cami, Sultan 1. Ahmet dö­neminde, denizin sığ bölümleri doldurularak elde edilen alanda, Sultan Abdülmecit tarafından annesinin anısına inşa edilmiştir. Caminin dikkat çekici süsleme­leri, kırmızı somaki mermerin­den mihrabı ve içinin aydınlık olmasını sağlayan çok sayıda penceresi vardır. 2 Ekim 1923 günü İstanbul’u terk eden işgal kuvvetleri cami ile saray arasındaki alanda düzenlenen seremo­nide Türk bayrağını selamlamıştır.

Beşiktaş

Beşiktaş’ta Deniz Müzesi, 16. yüzyılın en ünlü denizcisi  Barbaros Hayrettin Paşanın türbesi ve onun adına dikilmiş Denizcilik Anıtı vardır.

♦ Deniz Müzesi, Türkiye’nin ilk askeri müzesidir. Müzede, 20.000’den fazla eser sergilen­mektedir. Üç katlı müzenin 1500 nr lik sergi alanı, 4 büyük salonu ve 17 küçük odası vardır.Deniz Müzesi’nde ayrıca padişah kayıkları, Bizans döne­minde Haliç’i kapatmak için kullanılmış olan zincir ve Mus­tafa Kemal Atatürk’ün Ertuğrul yatındaki kamarası gibi birçok eser sergilenmektedir.

Sinan Paşa Camii

Meydanın karşısındaki Si­nan Paşa Camii, 1555-56 yılla­rında taş ve tuğladan inşa edil­miş bir Mimar Sinan eseridir. Osmanlı donanması bu camide Cuma namazı kıldıktan sonra sefere çıkardı.

Ortaköy

Beşiktaş’tan Ortaköy’e doğ­ru boğaz kıyısındaki saraylara ana saraya bağlı, tamamlayıcı anlamına gelen Feriye Sarayları denilirdi. Bu saraylar Devlet Konukevi, Denizcilik Yüksek Okulu, Galatasaray Üniversite­si, Kabataş Lisesi ve Feriye Res­toranı olarak değerlendirilmek­tedir. Çırağan Sarayı ise bir süre Mevlevihane olarak da kullanıl­dıktan sonra çıkan bir yangında ağır hasar görmüş. Sultan Ab- dülaziz tarafından yeniden inşa ettirilen Çırağan Sarayı’nın Sal­tanat Kapısı ana cadde üzerin­dedir ve tekneyle gelişler için sahil tarafında da kapılar vardır. Çırağan’ın arkasındaki Yıldız Parkı’nın içinde seyir ve dinlen­me yeri olarak inşa edilmiş olan Malta Köşkü de Sultan Abdülaziz döneminde Malta Adası’ndan getirilmiş taşlarla inşa edilmiştir. Feriye Sarayları’nın hemen arkasında­ki sırtta ise, 16. yüzyıl Halveti tarikatı şeyhlerinden Yahya Efendi Dergâhı vardır.

Sultan 1. Abdülmecit’in 1854-55 yıllarında Nikogos Balyana inşa ettirmiş olduğu Ortaköy Büyük Mecidiye Ca­mii, İstanbul’un simge yapıla­rından biridir. Nikogos Balyan, Dolmabahçe Camii, Ihlamur Köşkü ve Küçüksu kasırlarının da mimarıdır. Tek kubbeli, iki ince minareli, Barok tarzındaki caminin duvarları beyaz kesme taştandır. Caminin denize doğ­ru kaydığı anlaşılınca, temelleri 1960 yılında denize çakılan ka­zıklarla güçlendirilmiştir.

Kuru Çeşme

Buradan Kuruçeşme’ye ka­dar uzanan sahil bölgesi de sa­rayın önde gelen bürokratları tarafından tercih edilmiş bir yaşam bölgesiydi. Burada, Bo­ğaz Köprüsü de Ortaköy’den Beylerbeyi’ne doğru uzanır. Sul­tan 2. Abdülhamit tarafından Sarkis Balyan’a hediye edilmiş olan Kuruçeşme’deki Galatasa­ray Adası günümüzde Galatasa­ray Spor Kulübü’ne aittir.

Arnavutköy

Arnavutköy adını, Arnavutluk’tan göç etmiş ve buraya yerleştirilmiş göçmen­lerden alır. Arnavutköy’de de­niz kıyısında sıralanmış, bitişik nizamlı ve deniz üzerine çıkmalı balkonlu konaklar İstanbul’daki azınlıkların yeğle­diği mimari tarzıdır. Müslüman yalılarında ise yapılar arasında bahçe boşlukları bırakılır, bitişik nizam istenmez ve balkon ya­pılmazdı. Bebek’teki Mısır Hıdivi’nin ailesine ait olan eski konsolosluk binası da boğaz kıyısındadır.

Rumeli Hisarı

Bebek’ten Rumelihisarı’na doğru uzanan yolda Aşiyan Tepesi’ne çıkan yokuşu görür­sünüz. Aşiyan Tepesi’nde ünlü şairimiz Tevfik Fikret’in her ay­rıntısıyla yakından ilgilenmiş olduğu köşkü vardır. Boğaziçi bu noktadan muhteşem bir gö­rüntü verir. Osmanlı dönemin­de Boğaz’ın bu tarafını üst düzey devlet memurları tercih etmiş ve birbirinden güzel yalılar yap­tırmıştır. Rumelihisarı’ndan Anadoluhisarı’na doğru Fatih Sultan Mehmet Köprüsü uza­nır.

Beş kulenin süslediği Ru­melihisarı, fetihten önce şehre yardım getiren gemilerin geçiş­lerini engelleyebilmek için Fatih Sultan Mehmet tarafından bo­ğazın en dar yerine inşa ettiril­miştir. Rumelihisarı, sonradan yüzyıllar boyunca hapishane olarak kullanılmış. Karşıdan görünüşü Kufi yazıyla “Ya Mu- hammed” şeklindedir.

Baltalimanı

Baltalimanı Kasrı, 19. yy.da Tanzimat Fermanının kahramanı Mustafa Reşit Paşa tara­fından Sarkis Balyana inşa etti­rilmiş. Sonrasında Paşa’nın oğlu, Sultan Abdülmecit’in kızıyla evlenifice yalı, hazine tarafından satın alınarak genç çifte hediye edilmiş. Bugünlerde yalının Haremlik kısmı hastane, Selâmlık kısmı ise sosyal tesis olarak kullanılmaktadır. Baltalimanı’ndan sonra başlayan Boyacıköy’ün adı da 3. Selim döneminde bu bölgeye yerleşen ve fes boyama işinde çalışan Kırklarelili esnaflardan gelir.

Emirgan

Şerifler Yalısı’ndan sonra da Emirgân’a gelinir ve buradaki sırtta da Emirgân Komşu başlar. Sultan 4. Murad’ın Revan Sefe­ri sırasında kalesini savaşmadan Osmanlılara teslim eden Emir Güne Han İstanbul’a getirilerek kendisine bugünkü koru verilir. Emirgân’ın ismi de Yusuf Paşa ismini alan Emir Güne Han’dan gelir. Ancak daha sonra tahta çıkan Sultan İbrahim, gözden düşen Yusuf Paşayı idam ettire­cektir. Emirgân Korusu 19. yüzyılda Sultan Abdülaziz tara­fından Mısır Hıdivi İsmail Paşa’ya hediye edilir. Süveyş Kanalı’nın 1871 yılındaki açılı­şının şerefine Guiseppe Verdi’ye Aida operasını sipariş etmiş olan İsmail Paşa sonrasında Mısır’dan kaçmak zorunda kalır. Ömrü­nün son yıllarını da Emirgân’da geçirecektir.

İstinye

Istinye Korusunu ve Deli Fuat Paşa Yalısı’nı görerek Istin- ye doğal marinasına ve balıkçı­larına gelirsiniz. İstanbul azın­lıklarının en önemli yerleşim yerlerinden biri olan Rumların önce Neohiron sonra Nihori Yeniköy ismini verdikleri semt, Boğaz’ın en gözde köşelerinden biridir. Recaizade Mahmud Ek­rem Yalısı, Doktor Hulusi Beh­çet Yalısı, Mısırlılar Yalısı, Said Halim Paşa Yalısı Yeniköy kıyı­sındaki yalılardan birkaç tane­sidir. Kalenderden hemen önce göreceğiniz Cezayirliyan Yalısı da Avusturya Konsolosluğu ta­rafından kullanılmaktadır.

Yeniköy

Sultan Abdülaziz devrinde, Sarkis Balyan tarafından inşa edilmiş olan Kalender Kasrı artık orduevi olarak değerlendi­riliyor. Buradan sonra başlayan sahilde eski Huber bugünkü Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Al­man ve İtalyan konsoloslukları­nın yazlık binaları vardır. Bizans döneminde, var olduğu söyle­nen ve 14. yy,daki depremden sonra ortadan kaybolmuş olan şifalı sulardan dolayı bölgeye “Therapeia” denmişti.

Büyükdere

Bir zamanlar azınlık semt­lerinden biri olan Büyükdere’den Boğaz’m Karadeniz girişi görü­lür. Büyükdere’deki eski yalılar­dan Azaryan Yalısı, Sadberk Hanım Müzesi olarak hizmet veriyor. Sarıyer ve Rumeli- hisarı’ndan sonra da Anadolu yakasına geçerek geziye devam edebilirsiniz.

Anadolu Yakası

Beykoz ve Paşabahçe’nin içme suyu kaynaklan zengin yeşil alanlarından sonra, Ana­dolu yakasının birbirinden güzel yalılarını görmeye başlarsınız. Çubukluda Hıdiv Abbas Hilmi Paşa Kasrı ve Halil Edhem Yalısı’ndan sonra da Kıbrıslı Yalısı vardır.

Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı

Anadoluhisarı’nın en önem­li yalılarından biri günümüzde pekiyi durumda olmayan Lale Devri yapılarından Amcazade Hüseyin Paşa veya Köprülü Yalısıdır.

Anadolu Hisarı

Anadoluhisarı’nın bi­raz ötesinde de, 1. Bayezid dev­rinde inşa edilmiş, şarkılara ve mehtap âlemlerine ilham vermiş olan Göksu başlar. Göksu De­resi ile Küçüksu Deresi ne Osmanlı döneminde “Asya’nın Tatlı Suları” denilmişti. Küçüksu Kasrı, bahçesi ve meydan çeşmesi birbirlerini tamamlayan yapılardır. Küçüksu Kasrı, 4. Murat, 3. Ahmet ve 1. Mahmut dönemlerinde önem kazanmış, 1857 yılında da bugünkü kagir halini almıştır. Barok planlı kas­rın süslemeleri Rokoko ağırlıklıdır. Kasrın mermer işçiliği ve kuğulu havuzu çok görkemlidir. Meydan çeşmesini, 1806 yılın­da 3. Selim annesi Mihrişah Sultan için yaptırmıştır.

Papaz Korusu, Vaniköy’ün hemen arkasındadır. Adile Sul­tan Sarayı, Çırağan Sarayı’nın mimarları Sarkis ve Kirkor Bal­yan kardeşlerin eseridir. 1856 yılında Sultan Abdülmecit, beş dönümlük araziyi kız kardeşi Adile Sultana hediye eder. An­cak köşkün inşaatı Sultan Abdülaziz döneminde tamamlana­caktır. Osmanlı hanedanının tek kadın şairi olarak bilinen Adile Sultan, Kandilli nin imarına çok yardım etmiş ve genç kızların eğitimine destek vermiş bir hamm sultandır. Trajik bir kazada eşi ve dört kızını “kaybettikten sonra, kardeşi Sultan Abdülaziz’in de ölümünü gören Adile Sultan, 1868 yılında sara­yı terk eder ve 1901 yılında da sarayı okul yaptırılması koşu­luyla hâzineye bağışlar. Adile Sultan Sarayı 1916 yılında Kan­dilli Kız Lisesi adıyla cumhuri­yet Türkiye’sinin ilk yatılı kız okulu olarak kapılarını açmış­tır.

Kuzguncuk

Beylerbeyi’nden Kuzgun­cuk’a doğru 19. yüzyıl şeyhülis­lamlarından Üryanizade Ömer Efendi tarafından yaptırılmış ahşap minareli, tek şerefeli camii görülür. Ömer Efendi Köşkü de hemen arkadaki yokuştadır. Kuzguncuk, Osmanlı devrinde Anadolu yakası Yahudilerinin en sevdikleri semttir. Hatta İs­tanbul Yahudileri için Kudüs toprağı gibi kabul edilir. Bugün­lerde Kuzguncuk, sanatçılar bölgesi haline gelmiştir. Kuzguncuk’tan Üsküdar’a kadar Paşa Limanı mevkii, 3. Selim dönemi erzak depoları, Hüseyin Avni Paşa Çeşmesi ve Fethi Paşa korusu görülür.

Üsküdar

Üsküdar, önceleri Altın Şehir anlamına gelen Khrisopolis adıyla anılırken, bu isim 11. yüzyılda burada bulunan Skutaryon askeri birliğinden dolayı Scutari’ye, Osmanlı döneminde de Üsküdar’a dönüşmüş.

Üsküdar’daki en önemli tarihi eser Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sul­tan için, Mimar Sinan tarafın­dan inşa edilmiş olan külliyedir. Mihr-ü Mah, Farsçada Güneş ve Ay demektir. Bu dünyalar güzeli prenses 17 yaşına gelince iki talibi çıkmış. Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa ile Mimar Sinan arasındaki seçimde, Sinan’ın evli ve 50 yaşında ol­masından dolayı Rüstem Paşa öne çıkmış. Rivayete göre büyük aşkını hiç unutamayan Mimar Sinan önce Üsküdar’a sonra da Edirnekapı’ya Mihrimah Sultan için iki eşsiz cami inşa etmiş­tir.

Boğaziçi’nin Ağaçları

Eski İstanbul kültüründe bahçe yaptırma geleneği vardı. Yalılarda, konaklarda, saraylarda bahçe olmasına dikkat gösteri­lirdi. İstanbul Boğazı’ndaki yalı bahçelerine dikilen ağaçların başında servi ve fıstık çamı ge­lirdi. Kışın yapraklarını dökme­yen servi peyzaj düzenlemele­rinde çok değerliydi. Gelinlik yaşa gelmiş genç kızların çeyiz sandıkları da servi ağacından yapılırdı. Lübnan Sediri ve çınar ağaçları, büyük meydanlara ve korulara dikilirdi. Kırmızı çi­çekler açan atkestanesi ağacı, manolya, sakız, meşe ağaçları da çok beğenilirdi.

İstanbul Tanıtım Videosu


Yorum

Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel