Sinop Gezilecek Yerler | Türk Bilgin

Sinop Gezilecek Yerler

Karadeniz’in ortasında ve en uç noktasında bulunan Sinop oldukça güzel bir şehrimizdir. Sinop gezilecek yerler bakımından da zengin, doğası eşsiz güzellikleriyle yeşilin mavi ile buluştuğu yerde kurulmuş güzide bir şehrimizdir.

Sinop Hakkında Bilgi


Batısında Kastamonu, Gü­neyin’de Çorum, doğusunda Samsun illeri bulunan Sinop’un, Karadeniz’de 75 km.sinde deni­z’e girilebilen 175 km. sahili vardır. Şehir merkezindeki sahi­l’in uzunluğu da 30 km’yi geçer.

Sinop, MÖ 630 yılında Miletlilere bağlı denizci koloni­si Argonotlar tarafından kurul­muş. MÖ 7. yy.da Kimmerlerin, 6. yy.da Perslerin istilasına uğ­rayan bölge, MÖ 4. yy.da, Bü­yük İskender’in Anadolu’ya geçmesini fırsat bilen Kapadokya Kralı 1. Ariarathes bağımsız­lığını ilan ederek Sinop’u da egemenliğine almış. MÖ 302 yılında Mithridates çevresinde­ki prenslikleri birleştirmiş. Sinop en parlak yıllarını MÖ. 116 yılından itibaren Mithridates Eupator zamanında yaşamış. Sinop zamanında yaşamış.

Pontos Kralı 6. Mithridates zamanında Sinop başkent ol­muş. Dev gibi bir adam olan 6. Mithridates, bir oturuşta bir kuzu yermiş. Onun döneminde Pontos İmparatorluğu’nun sınırları Kapadokya’dan Kırım’a kadar uzanmış. 6. Mithridates, MÖ 92 yılında Romalılara yenilmiş ancak iki yıl sonra yeni­den ortaya çıkmış. 6. Mithridates’in en önemli özelliği en ümitsiz anlarda beklenmedik zaferler kazanmasıymış. Roma­lıları Kapadokya’dan atan 6. Mithridates, Bitinya (bugünkü Bursa, Balıkesir civarı) ve Ege sahillerinden sonra Makedon­ya’ya kadar sınırlarını genişletir. Sulla, Lukullus ve Pompeius’u yener. Ancak imparator mütte­fiklerinin ihanetine uğrayınca sonunda kaybetmekten kurtu­lamaz.

Türkiye’nin en kuzey noktası olan İnceburun’la Sinop il mer­kezi arasında kalan sahilde Hamsilos fiyordu görülebilir. Bu sahil, Sinop’un doğal limanı olarak kabul edilir. Sinop’un doğusundaki sahillerde beyaz balina Aydınla adını duyduğu­muz Gerze, batısında da Ayan­cık bulunur.

Sinop’un İsmi Nereden Geliyor?


Sinop’un isminin nereden geldiğini araştırınca karşımıza bir kere daha Zeus’un bitmez tükenmez aşk hikâyelerinden biri çıkar. Tanrı Zeus, IrmakTanrısı Osopos’un, Sinope isim­li dünyalar güzeli kızına aşık olur. Zeus, bu baş döndürücü güzelin karşısında tir tir titrer ve ona her dilediğini yapacağına söz verir. Ancak, genç kızın tek dileği bakire olarak yaşamak olur. Tanrılar Tanrısı Zeus da genç kızı, Karadeniz’in cenneti andıran kıyılarına bırakır. Bundan sonra da bu kıyılar genç kızın ismiyle anılır. Başka bir kaynağa göre de Sinop’un ismi, bir Amazon kraliçesinin adın­dan gelmektedir.

Sinop’ta Gezilecek Yerler


 Gerze

♦ Âşıklar Parkı

♦ Arkeoloji Müzesi

♦ Alaeddin Camii

♦ Pervane Medresesi Cezaevi

♦ Karakum

♦ Paşa Tabyaları

♦ Sarıkum

♦ Akliman

♦ Inceburun Feneri

♦ Hamsillos Fiyordu

♦ Erfelek Tatlıca Şelaleleri

♦ Ayancık inaltı Mağarası

♦ Akgöl

Air Photos

Sinoplular denize girmek için, günbatısı rüzgârı estiğinde doğudaki plajlara, gündoğusu rüzgârı estiğinde batıdaki plajlara gider.Adını bazalt kayaların ufa­lanması sonucu oluşmuş siyah renkli kumlardan alan Karakum plajları, Sinop’un şifalı plajları olarak kabul edilir. İnceburun yolu üzerindeki Akliman mevkiinde, Karadeniz tablo gibi bir koy oluşturmuştur.

Şehir merkezine yaklaşık 10 km. mesafede bulunan Hamsi­los fiyordu, Karadeniz’in kara parçasının içini oyduğu, harika bir doğa olayıdır. Hamsilos fi­yordu bölgesi, Sinopluların en sevdiği piknik alanları arasında­dır.

Piknik yapmayı çok seven insanlarımız eğer bir gün pik­niklerde mangal yapmak yerine dolma, peynir, domates yemeye başlarlarsa ve sonrasında da me­sire alanlarını buldukları gibi tertemiz bırakırlarsa bu doğa harikalarından gelecek nesiller de faydalanacaklar. Zaten güzel ülkemiz için bir an önce birçok konuda halk seferberliği başlat­mamız gerekiyor. İnceburun yolu üzerinde Su Ürünleri Fakültesi bulunuyor.

Yine en bü­yük arzum bunun gibi okullar­da eğitim gören gençlerin hayata başladıkları zaman üze­rinde araştıracakları, çalışacak­ları, verimini arttıracakları su ürünlerinin denizlerde hâlâ mevcut kalmasıdır. Çünkü ül­kemizin hemen her sahilinde gittikçe zorlaşan balıkçılık şartları konuşulur ama herkes bütün hızıyla trole ve aşırı avlanmaya da devam eder. Küçük parmak büyüklüğündeki hamsiler, mez­gitler, istavritler hesapsızca av­lanır. Karadeniz’in simgesi, dünyanın en lezzetli balıkların­dan biri olan kalkan balığı da bu hızda devam edersek yakın­da yalnızca kitaplarda ve yaşlı balıkçıların hafızalarında kalacak.

İnceburun’da dünyanın en güzel ormanlarından birini nükleer santral yapmak için yok ettik. Buna nasıl izin verildiğini doğrusu anlamak mümkün de­ğil. Aradan geçen zaman içinde üstüne bir de Gerze ve Ayancık’a termik santral ve Karadeniz sa­hilinde yüzlerce hidroelektrik projesi geliştirdik. Böyle devam edersek gelecek kuşakların bizleri. affetmeyecekleri mutlaktır. Ben her şeye karşın Karadeniz’in duyarlı insanlarının bu sorun­ların üstesinden geleceklerine inanıyorum.

 

Şehir merkezine 18 km. mesafede bulunan İnceburun Feneri için Denizcilerin Koru­yucu Meleği denir. Birkaç istis­na haricinde dünyadaki bütün deniz fenerleri, hava kararınca otomatik olarak devreye girer. Her deniz fenerinin de sinyali farklıdır. İnceburun feneri, her 20 saniyede devreye girip, 4 saniyelik aralıklarla 4 defa yanıp sönüyor. Hiç sönmemesi gere­ken fenerde herhangi bir elekt­rik arızası oluştuğunda da karpit tüpleri devreye giriyor.

Eski kavimlerce Karadeniz, Axeinos yani kara kuzey denizi olarak adlandırılmış ve öfkesinden hep korkulmuş. Ancak, Egeli kavim­ler bu korkuyu hissetmeyip Karadeniz’i Euxine yani konuk­sever deniz olarak adlandır­mış.

İnceburun’un çok yakının­da bulunan Sarıkum Gölü de bir başka doğa harikasıdır. Sinoplular, “Inceburun, Hamsilos ve Akliman Sinop’u anlatır” diyor. 

Şehir Merkezi


Sinop il merkezini, birbiri­ne dik gelen Sakarya Caddesiyle Atatürk Caddesi arasında kalan ve diğer kenarında da Karadeniz ve liman olan bir dikdörtgen olarak tanımlayabiliriz. Bu dik­dörtgenin diğer köşesinden geçen Gazi Caddesi ve Barış Manço Parkı yolu sizi Karakum mevkiine götürür. Bu bulvarın üzerinde Doktor Rıza Nur Kütüphanesi görülür. Rıza Nur Kurtuluş Savaşı sırasındaki milletvekillerindendir. Lozan An­laşması görüşmelerinde de İsmet İnönü’nün yanında bulunmuş iki milletvekilinden biridir ama sonrasında Cumhuriyet idaresi ile ters düşmüştür. 1904 yılında fenni sünnet üzerine Osmanlıca bir kitap yazmıştır. 1924 yılında şehrine bağışladığı evi de artık Devlet Kütüphanesi’ne dönüş­türülmüş. Sinop il merkezi nü­fusunun az olması, ülkemizin birçok vilayetinde yaşadığımız aşırı yapılaşmalardan şimdilik Sinop’u uzak tutmuş ve umarım hep de tutar.

Limandaki parka Âşıklar Parkı deniyor. Kuzeyin Bod­rum’u denilen Sinop’ta, nüfusun 400.000 kişiye çıktığı yaz ayla­rında bu parkta iğne atsanız yere düşmez. Tersane Bölgesi, Sakar­ya Caddesi’yle Cezaevi arasında kalır. Derinboğazağzı, limanın en derin yeridir. Tersane bölge­si artık balıkçı barınağı olarak kullanılıyor. Bir zamanlar balık kasaları, buradaki sarı binadan alman buzlarla doldurularak büyük şehirlere gönderilirmiş

İki Denizin Sultanı Alâeddin Keykubat tarafından inşa etti­rilmiş olan Alanya ve Sinop tersanelerinde 13. yy.dan itiba­ren Anadolu Selçuklularının gereksinimi olan gemiler yapıl­mış. 1571 yılında, Sokollu Mehmet Paşa’nın Sadrazam, 2. Selim’in padişah olduğu günler­de yaşadığımız Inebahtı bozgu­nundan sonraki yıl içinde yeni­den yapılanan Osmanlı donanmasının gemilerinin bü­yük çoğunluğu da Sinop tersa­nelerinden çıkmış. 1853 yılında da Ruslar, Osmanlı Donanma­sı’nı Sinop limanında kıstırıp yakmış. Büyük bir denizcilik faciası olan bu bozgundan son­ra da İngiltere ve Fransa, Os­manlı Devletiyle beraber Kırım Savaşı’na katılmış. Şehir merke­zinde, Arkeoloji Müzesi’nin hemen altındaki meydanda Si­nop baskınında şehit olan yak­laşık 2.000 askerimizin anısına dikilmiş bir Şehitler Anıtı vardır. Sinop’tan Karakum’a giden yo­lun üzerinde Osmanlı-Rus savaşları sırasında denizden gele­bilecek saldırılara karşı önlem olarak inşa edilmiş olan Paşa Tabyaları, topları, mahzenleri ve yeraltı mekânlarıyla ilginç bir açık hava müzesidir.

Sinop Arkeoloji Müzesi’nde Kocagöz ve Demircihöyük’ten gelen eserler sergileniyor. Sakar­ya Caddesi’nin üzerindeki Alâeddin Camii 1214 yılında inşa edilmiş. 1853’de bombala­nan caminin kubbesi çökmüş, minberi zarar görmüş. Daha sonra restore edilen minber bugünlerde artık İstanbul Arkeoloji müzesi bahçesindeki çinili kapıları hâlâ kullanılmaktadır.

Cezaevi


Cezaevinin bulunduğu alan Osmanlıların Karadeniz’deki en büyük tersanesinin bulunduğu yerdi. Eski tersane, 1887-1993 yılları arasında cezaevi olarak kullanılmış. Bugünlerde müze­ye döndürülmüş olan tarihi bina, zaman zaman televizyon çekimlerine de set oluyor.

Cezaevinin giriş kapısının biraz ilerisinde Sinop Kalesi’nden kalan surları görürsünüz. Bir zamanlar 2050 m. uzunluğunda olan surların yüksekliği 25 m. genişliği 3 m.ydi. Tarihi surların Lonca kapı ve Kum kapı isimli giriş kapıları hâlâ kullanılmak­tadır.

10.247 m2 büyüklüğünde­ki cezaevinde kırkar kişilik dört koğuş varmış. Bu cezaevinden hiç kimse kaçamamış. Aslında bir mahkûm duvarları aşmayı başarmış ama o da Karadeniz’in dalgalarını aşamamış. Bir diğe­ri de kanalizasyon mazgalındaki parmaklıklara takıldığı için bo­ğularak ölmüş.

On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi din­lemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözlerini dikerek bakmaya ve denizi yalnızca hayallerde görmeye mecbur kal­mak az azap mıdır?

Sabahattin Ali


Sinop Cezaevi’nin önemli konuklarından biri de ünlü şa­irimiz Sabahattin Ali’dir. Burhan Felek, Refik Halit Karay, Ahmet Muhip DranasZekeriya Sertel de hayatlarının bir bölümünü bu cezaevinde geçirmiştir.

Şimdi gözlerinizi kapatın ve hayal edin. Karşınızda Karade­niz’in deli dalgaları, arkanızda cezaevinin tarihi duvarları. Siz­ce böyle muhteşem ortam dün­yada kaç yerde vardır? Gönlü­nüzden ne geçiyorsa da hayallerinizi tamamlasın.

Sinop’tan Erfelek’e


Erfelek, Sinop il merkezine yaklaşık 24 km. uzaklıktadır. Yol boyunca kayın ve göknar or­manlarının arasında geçersiniz. Mevsiminde böğürtlen ve kızıl­cık dallan da doğayı renklendi­rir. Sinop’un kızılcık suyu ve Gürcü üzümünden yapılan kara üzüm şırası çok lezzetlidir. Yem­yeşil ormanların yarattığı nem­li iklimde fesleğen, duvaklıca, içikızıl, cücüle, dılbıran, saçak­lıca gibi doğal otlar, sarı, kara ve geyik mantarları bulunur. Sarı kırmızı çiçekler açan bilyedin meyvesi, doğal olarak benim en sevdiğim meyvedir. Ama bu meyveden çok yerseniz içindeki alkole hızlı dönüşen şekerinden dolayı başınız dönebilir.

Boyabat ilçesinde çeltikçilik ve hemen her yerde görülen zeytincilik de bölgenin tarımsal zenginliğinin parçalarıdır. Kiraz ağacının bütün dünyaya Kara­deniz Bölgesi’nden yayıldığını da unutmayalım. Çat çata kira­zı, karaca erik, eşek armudu gibi çok lezzetli meyveleri ve çok lezzetli meyve pekmezlerini böl­genin pazar yerlerinde bulacak­sınız.

Son senelerde kestane ağacı yetiştiriciliğinde Sinop’un öne­mi Bursa’ya yaklaşmıştır. Sinop’tan Erfelek’e giderken ade­ta kestane ormanları arasından geçersiniz. Bursa’da imal edilen kestane şekerlerinin kestanele­rinin büyük bölümü de Si­nop’tan gidiyormuş. Sinop’ta kestanenin edebiyatı bile vardır ve kestaneden pekmez bile yaparlar.

Buzdolabının olmadığı yıl­larda başta elma olmak üzere meyveler eğrelti otlarının doğal koruyucu yaprakları arasında saklanırmış. Eğrelti otları ara­sındaki çay elması, armut, ayva gibi meyveler biraz buruşsalar bile aylarca bozulmadan daya­nırmış.

Sinop’ta küçük ve çok özel bir cins olan fırıncık armudu ve ampule benzeyen, çok sulu eşek armudu ağaçları çok özeldir. Maalesef bu ağaçlar da yapılaş­madan dolayı çok azalmış du­rumdadır. Bölgede dut, üzüm, elma ve armut başta olmak üze­re birçok meyvenin pekmezi yapılır. Fırıncık armudundan yapılan pekmezin tadına doyulmaz. Ayancık’ın kabak çekirde­ğinin lezzeti de eşsizdir.

Tatlıca Takım Şelaleleri


Erfelek’ten sonra minibüs­lerle, bir bölümü baraj gölünün kenarından geçen, bir kısmı bozuk ve tozlu bir yoldan geçerek, 15 km. daha gidince Tatlıcak Köyü Gürleyük mevkiindeki Erfelek veya köyün eski adı olan Şamı veya Tatlıca şelaleleri olarak bilinen olağanüstü güzel­likteki takım şelalelerine gelir­siniz. Deniz seviyesinden 1.600 m. yüksekteki şelaleler, 1999 yılında Karasu üzerine kurulan barajın çalışmaları sırasında ta­mamen tesadüfi olarak keşfedil­miştir.

Erfelek’in 4 km. doğusun­daki Hasandere şelalesi, yine bölgedeki Karaçayır, Hacıbey, Gebe güneyi yaylaları da vakti olanların unutmaması gereken yerlerdir. Erfelek’in yakınların­daki Karaoğlu köyünde de önemli şairlerimizden Ahmet Muhip Dranas’ın evi vardır.

Konu Hakkında Bilgilendirici Video


Yorum

Yorum

Yorumlar

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel DMCA.com Protection Status